2 Mart 2013 Cumartesi

SERAMİK

SERAMİK SANAT TARİHİNDE KUŞ FİGÜRÜ

prof.dr.zehra çobanlı

Yeryüzünde insanoğluna oranla Çok daha uzun bir geçmişe sahip olan kuşlar, özellikle de hayranlık uyandırıcı uçma yetileri nedeniyle, insanlar için her zaman özel bir anlam taşımışlardır. Kuşların insanlar için taşıdığı anlam, farklı zamanlarda, farklı toplumlarca, farklı alanlarda kuşları merkez alan bilimsel ve sanatsal çalışmalara yansımış ve kuşlar daima insanların yaşantısının vazgeçilmez bir unsuru olmuştur.

Tarih boyunca mitolojik bir öğe, barış ve özgürlük sembolü, güç ve bilgelik temsilcisi,sanat esini olarak kuşlarla karşılaşılması da rastlantı değildir.İnsanoğlu cağlar boyunca sevgi, korku, öfke, sevinç, nefret, aşk, özlem gibi duygularını ve kendine, etrafındakilere, çevreye, içinde bulunduğu topluma, düzene ye da günlük hayatın herhangi bir getirisine karsı beslediği düşüncelerini çizgi, renk, ses, biçim ve hacim yardımı ile anlatma yoluna gitmiş ve bu sayede “Sanat” adı verilen kavrama ulaşmıştır. İnsanoğlunun hayatında büyük bir yeri olan kuşların, insanın en büyük dışavurumu olan sanatsal oluşumların şekillenmesinde de etken rol oynaması kaçınılmazdır. Uçma yetisiyle kus, insanlar tarafından da sıra dışı bir yaratık olarak algılanmıştır. 

Dolayısıyla da kus figürü; tanrısallık ve bağımsızlık diye nitelendirilebilen kavramın, gücün ve kudretin simgesi, doğumun ve yeniden doğusun karşılığı ve ölen kişilerin ruhlarını çağrıştırır. Bu nedenle de tarih boyunca birçok uygarlığın sanatında kullanılmıştır. Farklı dönemlerde ve farklı sanat dallarında bazen konu olarak, bazen plastik bir öğe olarak ye da bir soyutlama, anlık bir görüntü veya stilize bir sekil olarak islenmiş, bir başka deyişle sanatta kus figürü daima var olmuş ama sürekli sekil değiştirmiş ve süreç içerisine yenilenmiştir. Buradan yola çıkarak kus figürünün gerek günümüz sanatında, gerekse gelecekte sanat içerisinde yerini korumaya devam edeceğini düşünmek yerinde bir saptama olacaktırSanat kavramının insanlığın tarih sahnesinde görülmeye başlamasıyla birlikte ortaya çıktığı düşünülmektedir. Kullandığı malzemeler ve dışavurum yolları dönemden döneme değişse, çeşitlilikler ve farklılıklar gösterse de insanoğlu, var olduğu her dönemde sanatsal yaratımlarda bulunmuştur. Bu süreç binlerce yıldır devam etmektedir, insanlığın bundan sonraki serüveninde de kuskusuz önemini koruyacaktır.

prof.dr.zehra çobanlı
 Amerikalı evrim bilimci yazar Jared Mason Diamond insanlığın buzul cağından bugüne uzanan gelişimini anlattığı Pulitzer ödüllü kitabı “Tüfek, Mikrop ve Celi”de medeniyetlerin gelişiminin her zaman doğrusal olmadığını vurgulamış ve şu bilgilere değinmiştir: Tarih öncesi çağlara bakıldığında mesafelerin uzaklığı, iletişimin yetersizliği ve insanların küçük gruplar halinde yaşıyor olmaları nedeniyle insan gruplarınca keşfedilen ve öğrenilen yenilikler diğer insan gruplarınca öğrenilememektedir.  
Bütün bu nedenlerle bir bilimsel ye da kültürel ilerlemeyi gerçekleştiren bir insan grubu her zaman bunu sürdürememiş ve insanlık tarihi içinde önemli bir yer edinememiştir. Örneğin Çin ve Batı Avrupa’da tarım denemeleri yapıldığına dair bulgular elde edildiği halde yerleşik bir insan topluluğunu besleyebilecek düzeyde ilk başarılı tarım denemesi Mezopotamya’da gerçekleştirilebilmiştir. Dolayısıyla da Mezopotamya Bölgesi bütün dünyaca bugünkü medeniyetin beşiği kabul edilmiştir En eski seramik örneklerden biri olarak Dolni Vestonice Venusu dür.Kayıtlara gecen bu figürün bulunduğu bolgenin adını alarak Dolni Vestonice Venusu ismiyle anılmaktadırPaleolitik Dönem’de insanın en büyük çabası; tabiat şartlarıyla, yakın çevresinde bulunan diğer insanlarla ve vahşi hayvanlarla mücadele ederek, kendini korumak ve hayatta kalmayı başarabilmek olmuştur.

 

Neolitik Cağ’a gelindiğinde gelişmeye ve günlük hayat içinde önemli bir yer tutmaya başlamıştır. İnsanlık tarihinde, besin üretiminin yanında ilk yerleşik toplulukların kurulması ile başlayan, insan topluluklarının verimli su kenarlarında toplu halde yerleşik yaşama geçtikleri dönem Neolitik Cağ (M.O 8000-5500) adıyla adlandırılmaktadır.

Bu şekilde insanların hayvanlarla olan ilişkisinin değişiminin izleri, odöneme ait kültürel ve sanatsal kalıntılarda da izlenebilmektedir. İlk evcilleştirilen hayvanlar arasında bazı kuşlar da yer almıştır. İnsanlar bu sayede kuşları rahatlıkla gözlemleyebilme fırsatı elde etmişlerdir. Özellikle uçabilme yetisine duyulan hayranlık ve bunun simgelediği özgürlük duygusu nedeniyle kuşlar insanoğlunun gittikçe gelişen sanatsal ve estetik dışavurumlarında simgesel bir anlam taşıyarak ya da görsel dekoratif bir motif veya dinsel bir sembol olarak kullanılmaya başlamışlardır.

Yakındoğu ve Ege’nin en gelişmiş Neolitik merkezi olan Çatalhöyük’te yapılan kazılar ve çıkarılan buluntular yalnızca Anadolu Neolitik’ini aydınlatması acısından değer taşımakla kalmaz, dünya tarihçileri için de çok ayrı bir önem taşır. Heykel ya da yüksek kabartma olarak yapılan ana tanrıca tasvirleriyle birlikte pismiş topraktan hayvan seklinde adak heykelcikleri de buluntular arasında dikkat çekmektedir. Duvarlarda geometrik şekiller, çiçek, yıldız, daire gibi sembolik biçimlerin yanı sıra insan elleri, tanrıcalar, insan figürleri, av sahneleri, boğa, leopar, aslan, geyik gibi yabani hayvanlar ve çeşitli kuş betimlemeleri yer almaktadır.

Kuş, özellikle de akbaba figürleri farklı yerlerde de kullanılmış ve Çatal höyük Neolitik öreninde görülen bir takım dini göstergelerde yer almıştır. Bir cenaze töreni tasviri olduğu anlaşılan bir freskte cenaze törenleri sırasında ceset yüksek bir iskeleye konularak kutsal akbabalara teslim edilir ve böylelikle akbabalar tarafından etlerinden arındırılmış iskelet, ölü çardağından alınarak ait olduğu topluluk evinin tabanına fetuskonumunda gömülür. Bu kurgulara bakılarak cesedi iskelet haline getiren akbabaların ölünün ruhunu alarak gökyüzüne çıkardıkları ve daha sonra da yeryüzüne tekrar inerek topluluğun yeniden doğmasını, yeniden üremesini sağladıkları seklinde bir inanışın kabul gördüğü anlaşılmaktadır.

prof.dr.zehra çobanlı

 Anadolu’da Neolitik çağ’da bu gelişmeler yaşanırken başka toplum ve kültürlerde Neolitik çağ’ın pismiş toprak ürünleri özellikle de kuş figürü ve betimlemeleri açısından incelendiğinde kimi zaman benzer, kimi zamansa daha gelişmiş örneklerle karşılaşılmaktadır.

Dünyanın en eski medeniyetlerinden biri olarak kabul edilen Çin’de seramiğin çok eski bir gelenek olduğunu ve Çin’in kültürünü oluşturan en önemli sanatlardan biri olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Arkeolojik buluntular M.O 8000’den, yani Neolitik Cağ’ın erken dönemlerinden itibaren insanların Çin’de pismiş toprağı kullanmaya başladıklarını göstermektedir. Seramik Çin’de farklı Hanedanlıklar zamanında ve farklı dönemlerde gerek estetik, gerekse teknik olarak önemli bir uğraşı alanı olmuştur. Porseleni, yüksek pişirimi, pek çok farklı pişirim, sırlama ve dekorlara tekniklerini de dünyaya kazandıranlar yine Çinlileredir. Çok daha sonraki dönemlerde görüleceği gibi, Avrupa’da porselenin kullanılmaya başlanmasından yaklaşık 1000 sene öncesinde Çin’de porselen bilinen ve ustaca kullanılan bir malzeme ve pişirim yöntemidir Çin’de Neolitik Çağ’da kus betimlemeli çanaklara, gaga ağızlı sıvı saklama kaplarına, şarap ve içki testilerine, dinsel ve seremoni amaçlı adak heykelciklerine, birkaç renkli astar dekorlu çömleklere, stilize edilmiş kus figürlü pismiş toprak ürünlere rastlanmaktadır.

Neolitik Cağ’da Mezopotamya ve Suriye topraklarında bulunan Halef kültüründen günümüze kalan bazı özgün seramik örneklerde de ilginç kus betimlemeleri dikkat çekmektedir. Bunlar arasında M.O 7000’den kalma, kenarlarında geometrik bezemeler ve ortasında dekorlanmış kuş betimlemelerinin bulunduğu pişmiş topraktan kaplar bulunmuştur. kabın üzeri iyice perdahlandığından dolayı sırlı gibi bir görünüme sahiptir. 

prof.dr.zehra çobanlı

Geç Kalkolitik Cağ’ın sonlarına gelindiğinde çamurun çanak-çömlek üretimi dışında  Resimli yazı olarak adlandırılan “hiyeroglif–kutsal yazılar” çamur üzerine şekillendirilmiştir. Üzerinde stilize insan ve çift başlı kartal formu ile biçimlendirilen çamurdan yapılmış mühür baskılar (bullalar) en iyi örneklerdir.” Halef kültürünün gerek yayıldığı alan ve gerekse etkileşim kurmuş olabileceği yerler içinde, kuşların belki yüz binlerce yıldır suren Avrupa, Asya ve Afrika kıtaları arasındaki göçlerinin izlenebileceği alanlar da vardır. Bu durumda çanak çömlekte betimlenen kuşların sadece yerel özelliklerden çok, tüm eski Dünya' nen ekolojisini yansıtması olasıdır. Kalkolitik Cağ’da kaşıkçı kuşu, flamingo, leylek, kuğu, akbaba, kumru ve puhu gibi kuş betimlemeleri ile karşılaşılmıştır. Kuş bezekleriyle bezenen çanak çömleklerin bazılarında, betimlenen kuş cinslerinin ve hatta türlerinin saptanabilmesi, şüphesiz, çevrenin iyi gözlemlenmiş ve bu gözlemlerin ayrıntılı bir şekilde çanak çömleğe çizilebilmiş olmasından kaynaklanmaktadır. Bundan yola çıkarak Halef kültürü topluluklarının, çevrelerini iyi tanıdıklarını ve gözlemlerini ayrıntılı bir şekilde yansıtabildikleri düşünülebilir.

 Anadolu kültüründe Kalkolitik Cağ’da kus betimlemeleri seramik mühürlerde, erken piton örneklerinde, özgün formlarda, çömlekler üzerine dekorlarda, bezemelerde ve süslemelerde hayat bulurken başka bölgelerde ve kültürlerde de kus betimlemeli seramik örnekler görülmektedir. Bugünkü sınırları Pakistan Belucistan içerisinde yer alan, Neolitik ve Kalkolitik cağlara ait önemli kalıntıların bulunduğu Mehrgarh önemli bir arkeolojik alandır. Belucistan ovası içerisinde yapılan kazılarda Kalkolitik Cağ’a aitçok sayıda seramik kuş betimlemeleri ve kuş yüzlü, insan bedenli figurinleri ele geçmiştir. Aynı dönemlerde benzer anlayışta yapılmış kuş yüzlü seramik figurin örnekleri Indus Nehri ve Indus Vadisi bölgelerinde bulunmuştur.

Bu gün Balkanlar’da Sırbistan, Hırvatistan, Romanya, Makedonya ve Bulgaristan’ın bulunduğu alanı kaplayan bölgede M.O. 6000-3000’de Kalkolitik Cağ’da yerleşik bir kültürden söz edilmektedir. Vince Kültürü adıyla anılan bu kültür Avrupa’nın en eski kültürlerinden sayılmaktadır. Arkeolojik araştırmalar sonucunda ortaya çıkan buluntular bu kültürdeki insanların yasayışları, üretimleri ve inançları hakkında pek çok ip uçlarıvermektedir. Aralarında pismiş topraktan yapılmış kuş yüzlü tanrıca figurinlerinin de bulunduğu çeşitli heykelcikler ilgi çekicidir. M.O 4500’de yapıldığı tahmin edilen seramik, kuş tanrıca heykelcikleri, stilize kuş heykelcikleri ve üzeri kazıma dekorlu kuş- insan betimlemeleri donemin önemli örneklerindendir.

prof.dr.zehra çobanlı

Anadolu’da Tunç Cağı seramiğinde karakteristik bir özellik gösteren gaga ağızlı testilerin benzerleri aynı dönemlerde Ege’de Girit Adası’nda bulunan Mintan Uygarlığı’nca da yapılmaktadır. Vasiliği işi seramikler olarak da anılan bu testiler M.O. 2700-1500 tarihlerine denk gelmekte ve tek renkli perdahlı yüzey örnekleri olduğu gibi, kaba fırça dekorlu, astarlı, çift renkli olanları da yapılmaktadır. Tunç Cağı’nın geç dönemlerinde Mintan testilerinde gaga kısımlarının oldukça deforme edilerek farklı yapıda gaga ağızlı testiler yapıldığı dikkat çekmektedir süslenmiş yüksek kaideli toprak kap özgün bir örnektir. Yüksek kaideli kaselerin ve meyveliklerin üzerlerinde boyamalarla kus betimlemelerinin yapıldığı ye da ağız kısımlarına kus heykelciklerinin yerleştirildiği örneklere de rastlanmaktadır.içinde yağ, şarap gibi sıvıların ve içeceklerin saklanmasına yarayan, törensel veya seramonik bir anlam da taşıyan hayvan biçimli kaplara piton adı verilmektedir. Asur Ticaret Kolonileri çağı’nda pismiş topraktan yapılmış, astarlı, boya ye da çizgi bezemeli bu tarzda kapların güzel örneklerine rastlanmaktadır. Bu çağın pitonlarında genellikle köpek, domuz, aslan, antilop, tavsan ve kuş gibi hayvanlar kullanılmıştır. Seçilen hayvanın tümü ya da baş kısmı gibi bir bolumu stilize edilerek ve sıvının içine konup boşaltılacağı bir ağız kısmı eklenerek kilden şekillendirilip pişirilmiştir. Kuşlu pitonlarda genellikle kartal ye da benzer türden yırtıcı bir kuş figürü kullanılmakta, kimi zaman sadece gövdesi ye da başı kimi zamansa pençeleri gibi detayları aktarılmaktadır

 Anadolu’da Koloni Cağı’nın yaşanmakta olduğu dönemlerde güneyde Kıbrıs’ta yer Anadolu’daki üretimlerle benzerlikler gösteren pismiş toprak ürünler üretilmektedir. Bunların arasında kuş betimlemeli bir grup geniş yer tutmaktadır. Anadolu’nun gaga ağızlı testilerine benzeyen, küçük kaideli, birden fazla boyunlu, kimilerinin üzeri geometrik ve çizgisel bezemeli testiler dikkat çekicidir.

 Kıbrıs seramiklerinde kuş formunda içki saklama kaplarına da sıklıklarastlanılmaktadır. Bunlar gövdesi üzerine oturan ye da uç küçük ayak üzerinde ayakta duran, kulplu ve boya bezekli kaplar seklindedir. Bazı testilerin ve çanakların üzerinde horoz, güvercin, baykuş, leylek, ördek gibi motifler yer alırken, önemli sayıda kuş biçimli adak heykelcikleri de dönemin Kıbrıs seramiklerini oluşturmaktadır. Stilize kuş betimlemelerinden örnekler.

prof.dr.zehra çobanlı

 

Hitit Erken dönemlerine ait geometrik desenli ve kuş figürlü boyalı kap, çift başlı ördek biçimli kap, kaz formunda törensel içki kabı, perdahlı küçük kaideli gaga ağızlı testiler ve küpler özgün kuş betimli Hitit seramiklerine örnek gösterilebilir.  Hitit çivi yazılı belgelerinde tanrıların kutsal hayvanları, ya da onların yalnızca başları biçimindeki kaplar (bibrular) da yine aynı anlayışta yapılmış olan eserlerdendir. Bunların dışında libasyon testileri adıyla anılan bir başka önemli çanak çömlek grubu daha vardır. Bunlar tanrılara içki sunma işlevi taşıyan kaplar olup adak ve dilek amaçlı kullanılırlar. Libasyon testilerinin en belirgin özelliği, gaga ağızlı olmalarıdır. Meşhur kus gagalı Hitit kapları gömülürken, gagaların doğuya, günesin doğduğu yöne bakmasına özen gösterilmiştir. Çivi yazılı belgeler, gerek bibruların gerek libasyon testilerinin madenden yapıldıklarını belirtiyor. Ama elde yalnızca pismiş topraktan yapılmış olanları da vardır. Ancak, bunların yapımında maden kapların örnek alındığı belirgindir. Hitit seramiğinde kuş betimlemeleriyle sık karşılaşılan bir alan da hiyeroglif yazı, mühür ve mühür baskılarıdır. Hititler çivi yazısından farklı olarak hiyeroglif yazı dilini de kullanmışlardır. Hitit hiyeroglifinde kullanılan imgelerin çoğunu hayvan sembolleri oluşturmaktadır. Bunların arasında kuş, kartal, kanat gibi uçmayı ve kuşu betimleyen işaretler de bulunmaktadır

Tokat’ın Zile ilçesinde yer alan Masat höyük bölgesi de Frigler döneminde önemli kültür merkezlerinden biri olmuştur. Burada yapılan kazılarda donemin karakteristik özelliklerini taşıyan çok sayıda seramik buluntulara rastlanılmıştır. Bu buluntular boya bezekliler, tek renkliler ve mutfak kapları olarak sınıflandırılmıştır. Bunların arasında geometrik ve çizgisel motifler, ağaç ve bitki betimlemeleri ile stilize edilmiş balık, kuş, geyik, boğa gibi hayvan anlatımları özgündür.  Kütahya ve Simav’da Frigler döneminden kalma buluntulara ev sahipliği yapan önemli yerleşim birimlerindendir. Buralarda yapılan kazılar sonucu ele gecen buluntulararasında hayvan biçimli seramik oyuncaklar önemli bir yere sahiptir. Aralarında güvercin ve horoz biçiminde, tekerlekli oyuncak arabaların bulunduğu bir grup seramik Kütahya Müzesi’nde yer almaktadır.M. O. 8. yüzyılın son yarısı ile, 7. yüzyılın ikinci yarısına Urartu uygarlığının sanata gösterdiği ilgi göstermişlerdir. Çiçek ve geometrik motiflerle oluşturulan kompozisyonlar, kutsal ağacın ik yanındaki kanatlı cinler, kanatlı sfenksler, kutsal hayvanlar üzerindeki tanrılar, hayvanlar arasındaki mücadele ve diğer hayvan sahneleri en çok sevilen konulardır. Bunlar arasında dini motiflerle yalnızca süsleme amacıyla yapılan resimler çoğunluktadır. Ayrıca fildişi isçiliği geleneğini Urartular büyük bir basarıyla devam ettirmişlerdir. Bunlar arasında kuş başlı, kanatlı cinler (griffon), insan yüzleri, geyik kabartması, palet plakları, kavuşturulmuş iki el biçiminde yapılmış aplike parçalar ve aslan heykelcikler sayılabilir.

prof.dr.zehra çobanlı

 M. O. 700 - 300 tarihleri arasında, Güney Batı Anadolu’da Donca ile Libya arasında kalan bölgede Karye Uygarlığı yer almaktadır. Karyelilerin ve Libyalıların Güney Batı Anadolu’da, özellikle kaya mezarları Anadolu’nun en göz alıcı anıtları arasında yer alır. Karye Uygarlığı, seramik alanında da özgün ürünler üretmiştir. Özellikle Karye Geometrik Seramiği olarak adlandırılan grupta geometrik bezemelerin yanı sıra kuğu, ördek, kaz gibi genelde su kuşlarından oluşan pek çok stilize kuş betimlemelerine rastlanılmaktadır.

Önceki bölümlerde üzerinde durulan ve örneklerle desteklenen Anadolu Uygarlıkları’nda seramik alanında, kus öğesinin kullanımının temelleri, ortaya çıktığı ilk örneklerle oldukça eskilere dayanmaktadır. Bu dönemler boyunca Anadolu Medeniyetleri’nde gerek gaga ağızlı testilerde, hayvan biçimli törensel kaplarda, heykelciklerde, mühür veya boya bezekli kaplarda, sembolik anlatımlarda ve pitonlarda gerekse oyuncaklarda yer alan kuş betimlerleri ya da sembolleri dünya üzerinde diğer toplulukların seramik üretimlerinde de işlenmektedir. Afrika, Asya, Orta Doğu, Avrupa ya da ilkel dönem Güney Amerika seramiklerine bakıldığında kimi zaman Anadolu’yla büyük benzerlikler taşıyan örneklere kimi zamansa farklı anlayışlarda islenmiş kuş betimlemeli örneklere rastlanılmaktadır.

 Yuvarlak acık renk gövdeli, kaidesiz ve kulpsuz formlar üzerine kahve-siyah renklerle stilize kuş betimlemelerinin ve geometrik anlatımların islendiği bir grup iran seramiği, biçimsel olarak Anadolu’nun erken donem Frigo çömlek bezemelerini anımsatmaktadır. İran seramiğinde kuş öğesinin bir diğer kullanım alanı da Anadolu gaga ağızlı testilerini anımsatan gaga ağızlı seramik kaplardır. Bu kapların, gövde biçimleri benzer olmakla birlikte gaga ve kulp yapıları farklılıklar göstermektedir. Kaideleri bulunmayan, uzun, ince gagalı, perdahlı, kulpsuz ye da minik kulplu kap örnekleri yaygındır.

Güney Amerika topraklarında yasamış olan yerli halk; inançları, kültürleri, ihtiyaçları ve yaşantıları doğrultusunda üretmiş oldukları seramiklerde hayvan betimlemeleri özellikle de kuş betimlemelerine yer vermişlerdir. Bu şekilde kil malzemeden çanak, çömlekler, maskeler, törensel kaplar, heykelciler, sus eşyası ve takılar, dini rituel kapları, çıngırak ve oyuncaklar gibi çeşitli üretimlerde bulunmuşlardır.

prof.dr.zehra çobanlı

 Anadolu Selçuklu sanatında en ilgi çeken saray Beyşehir golü kıyısında yer alan Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubad için 1226-1237 yılları arasında yaptırılmış olan Kubad Abad sarayıdır. Sarayda yer alan sırlı ve sırsız seramikler, duvarlarda bulunan alçı ve taştan yapılmış nişler ve kabartmalar, mozaik ve cam eserler çok önemlidir. Bu eserler arasında çiniler ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Sarayın duvarlarını resimli masalkitapları gibi süsleyen yıldız ve hac kompozisyonlarında yerleştirilmiş figürlü çiniler günümüze kadar kalan en zengin saray çini örneklerinden sayılmaktadırlar.Bu çinilerde sultanın ve sarayın ileri gelenleriyle saray çalışanlarının tasvir edildiği örnekler bulunmakta bunların dışında önemli bir grubu hayvan betimlemeleri ve mitolojik varlıklar oluşturmaktadır. Çinilerde islenen av hayvanları, tılsımlı ve büyülü güçleri olduğu düşünülen yaratıklar saray duvarlarını rengarenk sırları ve özgün dizilimleriyle çepeçevre donatmaktadır. Hayvan betimlemeleri arasında özellikle kuşbetimlemeleri ayrı bir yer tutmaktadır. Doğaüstü koruyucu, tılsımlı gücü olan sirenler, kanatlı aslanlar, gri fonlar sarayın duvarlarında sanki bir düş dünyası yaratmaktadırlar. Ebedi hayatın ve cennetin sembolü olarak tekrarlanan tekli, çiftli tavus kuşları, hükümdarlık sembolü olan çift baslı kartal figürleri, serceler, balıkçıllar, kumrular, bülbüller stilize bitki motifleri ile çevrelenmiş ve farklı sır ve dekorlara teknikleri ile renklendirilmişlerdir

14. ve 15.yüzyıllarda Osmanlı döneminin en önemli seramik üretim merkezi İznik kabul edilmektedir.İznikli ustalarda bu desenleri yeni geliştirdikleri yumuşak porseleni anımsatan, beyaz hamurlu kaplara ve çinilere uygulamışlardır. Bu donemde yapılan sürahi ve vazolara ender rastlanırken, donemin karakteristik özelliklerini taşıyan kobalt mavisi, yeşil, firuze ve koyu mor renklerde sırlanmış küçük kase ve tabaklar yaygın bir üretim alanı bulmuştur. Kuş betimlemeleri de nadir görülmektedir.

14.yy.ın ortalarında görülen bir grup seramik ise mavi, yeşil, koyu ve acık kahverengi olarak dört ayrı renkte yapılmıştır. Figür kullanılmayan bu seramiklerde kıvrık dallar ve stilize çiçeklerle dekorlaşalar yapılmaktadır. ilerleyen dönemlerde Selçuklu geleneğinin devamı olarak firuze sır altına siyah dekorlu seramikler yapılmıştır. Bahar dalları, laleler, karanfiller gibi çiçek motifleri, yelpaze yapraklar, ağaç dalları, salkımlar ve çeşitli rozetlerden meydana gelen bezemeleri radyal düzende kalın çizgiler, kalın şeritler ve geometrik süslemeler takip etmektedir. Dekoratif kuş figürleri de yavaş yavaş çiniler üzerinde yerlerini almaya baslar. Bunların yanı sıra tavşan, balık, geyik gibi hayvan betimlemeleri, hayvanların av ve mücadele sahneleri, neshi ve kufi yazılar İznik çinilerinde islenilen baslıca konular olmuştur.

prof.dr.zehra çobanlı

17. yüzyıldan itibaren ekonomik koşulların ağırlaşması ve hammadde sıkıntısının bas göstermesi İznik seramik ve çinilerinin özelliğini kaybetmesine neden olmuştur. Kütahya, 18. yüzyılda çini siparişlerinin verildiği tek merkez haline gelir.  beyaz astarlı, çoğunlukla şeffaf sırlı bu seramiklerde stilize edilmiş bitkisel motifler, insan ve hayvan figürleri, dinsel konular betimlenmiştir

 Çanakkale de İznik ve Kütahya gibi seramik üretiminin önemli merkezlerinden biridir. 17. yüzyıl sonlarından 20. yüzyılın ilk çeyreğine kadar İznik ve Kütahya seramiklerinden oldukça farklı biçim ve sırlama anlayışlarıyla çeşitli özgün örnekler ortaya konulmuştur. 18. yüzyıl Çanakkale seramiklerinde desenler serbest fırça darbeleriyle verilmiştir. Soyut çiçek motifleri, rozetler, benekler, yelkenliler, kalyonlar, camiler, köşkler, kuşlar, balıklar, hayvan betimlemeleri büyük bir ustalıkla özlü ve soyut şekilde islenmiştir.Çanakkale sürahilerinde hayvan biçimlerinin sıklıkla kullanıldığı dikkat çekmektedir. Ağız kısımları at, aslan, horoz veya kus başı biçiminde olan ve gövdesi farklı hayvan kabartmalarıyla dolu olan sürahiler yaygındır.Anadolu’da Selçuklu donemi ve sonrasında İznik, Kütahya, Çanakkale gibi önemli merkezlerde farklı üsluplarla yapılmış çok sayıda kuş betimlemeli çini ve seramik örnekler görülmektedir. Aynı yüzyıllarda dünyanın farklı coğrafyalarına bakıldığında Türk seramik ve çinileriyle büyük ölçüde benzerlikler taşıyan bazı örneklerle karsılaşmak mümkündür. Örneğin 11-17. yüzyıllar arasında İran seramiklerine bakıldığında, 11 ve 12. yüzyıllarda beyaz veya fildişi renkli astarlı yüzeyler üzerine daha çok çizgisel ve stilize kuş betimlemelerinin tek renkli olarak yapıldığı, 13.yüzyıla gelindiğinde yoğun sarı ve yeşil sırın ve daha iri stilize kus figürlerinin tabaklar üzerinde islenmeye başladığı görülmektedir. 13 ve 14. yüzyıl İran seramiklerinde yeşil sır etkisini korurken bunun yanında siyah, koyu lacivert gibi koyu tonlar üzerine beyaz konturlu figürlerin yapılmaya başladığı dikkati çeker. 16., 17. yüzyıllarda seramik, küp, tabak ve vazolar üzerinde ince detaylarla islenmiş mavi tonlarında seramikler göze çarpar.

Uzakdoğu seramiğinde kuş figürleri ayrı bir yer tutmaktadır. Zümrüdü Anka kuşu gibi mitolojik kuşların yanı sıra turna, leylek, balıkçıl, serce, ördek, horoz gibi pek çok kuş türlerinin seramik tabak, vazo veya küpler üzerinde betimlendiğini görmek mümkündür. Çin’de farklı hanedanlıklar döneminde yapılmış seramik ürünlerde stilize edilmiş kuş figürlerinin yanı sıra, çeşitli bitkisel bezemeler ve geometrik motiflerde kullanılmaktadır.

prof.dr.zehra çobanlı



kaynakça: seramik sanatında kuş figürü üzerine kişisel uygulamalar DENİZ ONUR ERMAN